1 Nisan 2012 Pazar


Böyle örnekler olabildiğine göre yapılacak çok şey var demektir. Ön yargılarımızı bir kenara atıp farkında olma zamanı. Hiç bir şey yapmasak bile olumlu bakış açılarımız onlara umut olacaktır.

Hepimiz eşitiz. Kimsenin kimseden bir üstünlüğü yok. Seçim yapmadan sahip olduğu şeyler yüzünden kimsenin kimseyi yargılamaya ya da küçük görmeye hakkı olamaz.

30 Mart 2012 Cuma


Bu fotoğrafı çok beğendim ve sizinle paylaşmak istedim. Sizce de durumu çok iyi anlatmıyor mu? Onların bize ulaşması için elimizden geleni yapalım. Böyle uzak kalmayalım.

29 Mart 2012 Perşembe

Çocukarimiz otistik degil otizmli. Onlarin otizminin yaninda, karakterleri var, yetenekleri var, kişilikleri var ve yaşına dönemine göre çocukluklari var. Daha önce buna ben de dikkat etmiyordum ama bazılarına ayrıntı gibi gözükse de aslında önemli bir farkındalık. Farkında olmak ne? Ben ne yapabilirim diye soranlar; buna dikkat etmeniz bile bir şey.
''Wretches & Jabberers'' adlı belgeselde yönetmen otizmli iki kişinin peşinden Dünya'yı dolaşıyor. Güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
Aslında sadece 2 Nisan'da değil her zaman farkında olmamız gerekir ama yine de bu günü de unutmayalım. Herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır!

28 Mart 2012 Çarşamba

 Beni çok etkileyen bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

HOLLANDA' YA HOŞGELDİNİZ. (Engelli çocuğa sahip annenin kaleminden)


Bana genellikle özürlü bir çocuk büyütmemin nasıl bir şey olduğunu sorarlar. İşte anlatıyorum.
Bir bebek sahibi olacağınızı anladığınızda yaşadığınız duygu, İtalya' ya güzel bir seyahat planı yapmaya benzer.
İtalya hakkında bir sürü kitap ve broşür alırsınız ve harika planlar yapmaya başlarsınız.
Coliseum. Mikalanjelo'nun Davut'u. Venedik teki gondollar.
İtalyanca birkaç sözcük bile öğrenirsiniz. Her şey çok heyecan vericidir.
Aylar süren beklemeden sonra, o gün gelir çatar. Bavullarınızı toplar. Yola çıkarsınız. Birkaç saat süren yolculuktan sonra, uçağınız havaalanına iner.
Hostes mikrofonu eline alır ve "Hollanda'ya hoş geldiniz" der.
Hollanda mı? Dersiniz. "Ne demek istiyorsunuz? Ne Hollanda'sı? Ben İtalya'ya bilet almıştım. Benim İtalya’ ya gitmem gerek.
Tüm yaşamım boyunca İtalya’ ya gitmenin düşünü kurdum ben"
Fakat uçuş rotasında bir değişiklik yapmışlardır.
Hollanda’ ya inmişsinizdir ve orada kalmanız gerekir.
Önemli olan sizi korkunç, iğrenç ve pis bir yere, açlığın ve hastalıkların ortasına bırakmamışlardır. Sadece farklı bir yerdesinizdir.
Bu yüzden çıkıp yeni broşürler ve kitaplar almanız ve yepyeni bir dil öğrenmeniz gerekmektedir. Ve daha önce hakkında hiçbir şey bilmediğiniz insanlar tanımak zorundasınızdır.
Gittiğiniz yer sadece farklı bir yerdir. Oradaki yaşam, İtalya da kinden daha yavaştır. İtalya kadar etkileyici değildir. Fakat, bir süre orada kaldıktan sonra nefesinizi tutar ve çevrenize bir bakarsınız... ve Hollanda'nın değirmenlerini fark edersiniz... ve lalelerini.
Hollanda'nın Rembrandları bile vardır.
Fakat tanıdığınız herkes İtalya'ya gidip gelmektedir... sürekli orada geçirdikleri güzel günleri anlatmaktadır. Ve yaşamınız boyunca "Evet benim de gitmem gereken yer orasıydı.
Ben de aynı planı yapmıştım." Dersiniz.
Bu nedenle duyduğunuz acı asla, asla dinmez... çünkü yitirdiğiniz düş çok önemli bir düştür.
Ancak... tüm yaşamınızı İtalya' ya gidemediğiniz için üzülerek geçirirseniz, Hollanda'nın güzelliklerinin hiçbirinin tadını çıkaramazsınız.
Emily Perl Kingsley

Mucize niteliğinde bir haberden bahsetmek istiyorum.



İngiltere'de yaşayan Kyle Coleman'a 3 yaşındayken otizm hastalığı teşhisi koyuldu. Şimdi 25 yaşında olan Coleman bugüne kadar sadece birkaç kelime kullanabiliyor ve kimseyle iletişime geçmiyordu. 2009 yılında annesinin girişimiyle bir müzik terapisi uygulanmaya başlayan Coleman'in müzik konusundaki yeteneği keşfedildi ve yaklaşık bir yıl sonra da kendisine bir albüm teklifi geldi.
Kyle'nin azmi ve başarısı, aşılması çok zor olan otizm hastalığı ve otistik yakınları için de umut oldu.Kyle'nin annesi Caroline Coleman "Daha önce böyle keskin iletişim problemi yaşayan hiçbir otistik, bir albüm çıkarmamıştı. Kyle'nin babası da müzisyendi, sanırım bu yeteneğini ondan almış." dedi.

Alıntı: http://www.hurriyet.com.tr/saglik/20084017.asp

O Dünya'nın en yaşlı 'Down Sendromlu'su.


80 yaşına giren Bert Holbrook en uzun yaşayan Down Sendromlu olarak ismini hem Guinness Rekorlar Kitabı'na hem de tıp tarihine yazdırdı.
Bildiğimiz gibi Down Sendromluların ömrü çok uzun olmuyor ama sevgi ve sosyal kabul durumu tersine çevirmiş.  O, hasta muamelesi görmemiş. Sosyal hayatla iç içe yaşıyormuş.





 İlgi çekici bir kitap, ben okumayı düşünüyorum. Bu alanda ne yazık ki çok kitap seçeneğimiz yok.
''Down Sendromlu Bir Arkadaşım Var''
Yazar: Jennifer Moore-Mallinos


Kitap; biri Down sendromlu olan iki çocuğun arkadaşlığını anlatıyormuş. Çocuklar herkesin bir konuda iyi olabileceğini, birbirlerine yardım ederek üstesinden gelinebilecek şeyler olduğunu ve başarıyı yakalayabileceklerini öğrenmelerini anlatıyormuş.





En iyi farkındalığı film izleyerek kazanacağımızı düşündüğüm için ilk olarak izlediğim filmlerden paylaşmak istedim. Filmde anlatılanları yazsam ya da söylesem böyle etkili olacağını düşünmüyorum. Karekterleriyle birlikte görmek her zaman daha etkileyici olur. Hepimizin gerçek hayatta karşılaşma imkanı olmayabilir. En azından hepsiyle.

İsminden anladığımız gibi görme yetersizliği olan bir kızın hikayesi aynı zamanda işitme yetersizliği var. Ailesi onu fazlalık olarak görmeye başlamışken öğretmeninin verdiği eğitimle üniversiteye bile gidiyor. Filmi onları anlamamız açısından tavsiye ediyorum. Duygusal bir film olduğunu söyleyebilirim.


Otizmli bir kızın hayatını anlatan bir film. Otizimlileri tanımak için ayrıntıları güzel verilmiş bir film. Bu filmi izleyerek otizmlilerin özelliklerini çok iyi anlayabilirsiniz.



Öncelikle filmin gerçek hikayeden alıntı olduğunu belirtmek istiyorum. Zihinsel yetersiz bir bireyin eğitim ve sevgiyle toplum tarafından dışlanmış, tek kelime etmeyen biri olmaktan nerelere gelebileceğini gözler önüne seriyor. Radyo'nun nerden geldiğini de izleyerek görebilirsiniz.


Yine otistik bir bireyi anlatan bir film Temple Grandin'den farkı filmde duygulara  yer verilmiş. Benim bu alanda izlediğim ilk film.